Zihin Sustukça, Bilinç Konuşur…
Zihin sürekli yorumlayan, etiketleyen, analiz eden bir mekanizmadır.
Bilinç ise daha derin, daha sakin ve daha bilgedir.
İnsan zihnin gürültüsünü kıstığında, bilincin fısıltısı duyulur.
Sanat bu geçişin doğal aracıdır.
Modern insan, çoğu zaman zihninde yaşar.
Düşünceler, korkular, belirsizlikler, kontrol etme çabası…
Tüm bunlar insanın içsel alanını daraltır.Sanat ise bu daralmayı genişleten bir kapıdır.
Fırçayı eline alan kişi, zihinsel uğultudan uzaklaşıp bedeninin ritmine yaklaşır.
Çizgiler kontrolle değil; sezgiyle akmaya başlar.
Ve bu akış, kişiyi kendi öz ritmine geri taşır.Sanat terapisi çalışmalarında sıkça görülen şey şudur:
En gergin, en sıkışık kişi bile renklerle temas ettiğinde yumuşar.
Çünkü renk, bilincin kendisiyle buluştuğu en yalın dildir.Tasavvufta “sükût hâli”, bilincin hakikate yaklaştığı eşiği ifade eder.
Sanatta da durum aynıdır; kişi içsel sessizliğe geçtikçe
üretim derinleşir, anlam berraklaşır. Sanat, kişiyi zihnin karmaşasından bilincin açıklığına taşır.
Zihin sustuğunda, insan nihayet kendi öz sesini duymaya başlar.
Ve bu ses, dönüşümün başlangıcıdır.

