Sanat Neden Şifadır?
Tasavvuf “görmek, bilmekten önce gelir” der. Jung ise “bilinçdışı, sembollerle konuşur.”
Bu iki büyük öğreti, insanın iyileşmesinin dışarıdan değil içeriden başladığına işaret eder.
Sanat tam da bu iki dünyanın kesişim yeridir: görünmeyeni görünür kılar, ruhun elini duyulur hâle getirir, bilinçdışını renge ve çizgiye dönüştürür.
İnsan çoğu zaman kendi iç dünyasının karanlık odalarına inmeyi erteler; çünkü bilmemenin belirsizliği korkutur.
Fakat sanat, bilinçdışına açılan kapıyı yumuşatır.
Bir fırça darbesi, içteki sıkışmayı dışarı aktaran bir nefes gibi çalışır.
Tasavvufta “nefs aynası” diye bir kavram vardır. İnsan kendi içindeki yansımayı fark ettikçe, hakikate yaklaşır. Sanat da bu aynanın modern karşılığı gibidir.
Renkle, çizgiyle, formla… insan kendi varlığının farklı yüzlerini görür
Jung’a göre her sembol, kişiyi kendi bütünlüğüne davet eden bir “köprü”dür.
Sanat ise bu köprülerin en güvenlisidir;
yargısızdır, sakindir, insanın ritmine saygı duyar.
Sanat, insanı kendisiyle yeniden buluşturur.
Tasavvufun “kendini bil” çağrısı, sanatın sessiz diliyle birleştiğinde
dış dünyanın gürültüsü azalır, iç dünyanın sesi belirginleşir.
Ve kişi, kendi hakikatine bir adım daha yaklaşır.

